Pasifik Ofset | Erhan Küçük
305
post-template-default,single,single-post,postid-305,single-format-standard,edgt-cpt-1.0.2,ajax_fade,page_not_loaded,,homa-ver-2.1, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,no_animation_on_touch,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Erhan Küçük

Tam hizmet reklam ajansı olarak hizmet veren Koloni Reklam 2002’de kuruldu. Kurulduğu günden bu yana ulusal ve uluslararası markalarla işbirliği yapıyor. Koloni’nin kurucu ortaklarından ve şu anki ağırlıklı hisseye sahip Yaratıcı Yönetmeni Erhan Küçük’le reklamcılık üzerine konuştuk… Reklam ajansı sahipleri arasında müşteri temsilciliği ya da farklı meslek gruplarından gelenlerin yanı sıra grafikerlik ve art direktörlükten de gelenlerin olduğunu vurgulayan Erhan Küçük “İşte ben bu ikinci gruptanım” derken iş yaşamında kendisine avantaj sağlayan bir özelliğinin de altını çizmiş oluyor aslında. Matbaacılık deneyimi de olan Erhan Küçük “İstediğiniz kadar müşteriniz olsun; yüzlerce, binlerce işiniz olsun eğer o işi yapacak bir kreatif adamınız yoksa o işin sizde olmasının hiçbir anlamı yok” dedikten sonra ekliyor: “Grafiker, art direktör kökenli olan bizim gibilerin şöyle bir farkı var: Biz çok sıkıştığımız zaman işi oturup kendimiz yaparız. O yüzden benim pozisyonumdakiler daha rahat… En azından kendi işini yapıyor…”

 
Kreatif kökenlisiniz… Ajansınızın müşteri ilişkilerine karışmıyor musunuz?
Benim asıl işim müşteri ilişkileri değil aslında… Ama çevremden ya da statümden dolayı ister istemez o işlere de bulaşıyorum. En mutlu olduğum, en keyif aldığım an ise bilgisayarın başına oturup bilfiil iş yaptığım andır.
Ajanstaki konumunuz tam olarak nedir?
Ajansın yaratıcı yönetmeni benim. “Ajans Başkanı” titrini çok fazla sevmiyor ve kullanmıyorum. Konumum gereği bazen müşteri ilişkilerine önderlik ediyorum, aşağıda yapılan her işin son onayı mutlaka benden geçiyor ama bu onaydan geçirme sürecinde “Benim dediğim olsun” gibi bir tavrım olmuyor. Seçilen iş çok yanlış bir fikre dayanıyorsa zaten uyarı- mı yaparım. Masanın hem bu tarafındayım hem karşısındayım.
Müşteri yanlış yöne gidiyorsa hangi noktada “Dur” diyorsunuz?
Ben satış odaklı düşünen bir insanım… Müşteri bize nasıl bir iş yapmamız gerektiğini söyleyemez asla. Müşteri bize neyi nasıl satacağını anlatıyor ve bize bunu hangi yollarla satmasının doğru olacağını soruyor. Biz ona yöntem öneriyoruz. Satış kampanyalarını modifiye ederiz, yüzdeleriyle oynarız…
Ama sonuçta müşteriye bağımlısınız. En azından bütçe gibi bağlayıcı bir kalem var.
Bunu söylerken bütçe ve benzerlerini dışında tutuyorum. Bir kere zaten “Altını olan kuralı koyar”. Müşterinin zaten var olan parası kadarıyla iş yaparsın, daha fazlasıyla yapamazsın ki… Ayrıca Türkiye’de ve dünyada reklam tüketimi o kadar fazla ki… Bir sürü kampanya var… Sadece işini tekrarlayarak 3 milyon dolarlık bir haftalık bir kampanya yap, ilanı na uygun satar… Çok da kreatif bir şey bulmana gerek yok. Artık öyle bir döneme geldik…
Bunun nedeni ne? Değişen algılar mı, bütçeler mi, yoksa yeni kreatif anlayış mı böyle?
Bir kere markanın bekası çok önemli. Ben bunu müşterilerime gücüm yettiğince anlatmaya çalışırım ama bir yere kadar… Yani müşteriye başöğretmenlik yapmam, bu çok önemli. Müşteriye başöğretmenlik yapan bir ajans ya da bir insan bence sadece kendini tatmin eder, başka bir şey yapamaz. Bu ürünü, hizmeti üreten müşterilerin fikirlerinin de doğru olabileceğini kabul etmek lâzım.
Koloni kaç kişilik bir ajans?
Dokuz kişilik bir ajansız. Neredeyse bütün büyük kampanyalar iki ya da üç kişi tarafından şekillenir. Bu nedenle çok gerekmedikçe ajansın çalışan sayısını yükseltmiyoruz. “Beş kişinin yapacağı işi bir kişiye yaptıralım daha çok para kazanalım” mantığı değil sözünü ettiğim… Biz o insanlara zaten başka yerde alacakları ücretten daha fazlasını veriyoruz.
Müşteri sayınızın artması halinde büyümeniz gündeme gelebilir mi?
Bazı küçük ajansların yaptığı gibi “Biz küçük kalacağız, butik ajans olacağız” demiyoruz. Ben inanmıyorum bu işe… O fikri çok dürüstçe bulmuyorum. İşini büyütmek isteyen herkes doğru zemini bulunca büyür, yürür gider. Aksi, tamamen amatör bir düşünce bence. Böyle bir şey yok, bütün büyük account’lar büyük ajanslarla çalışır…
İş dışında neler yapıyorsunuz?
Kendime has meraklarım var. Onlarla uğraşıyorum. Son meraklarımdan biri motosiklet. Ekim’de bir Suzuki GSR 600 aldım. Yeni olduğum için kış aylarında, o yağmur çamurda biraz kullandım ama artık uzun gezilere niyetim var. Şimdi havayı takip ediyorum, ağır ağır işe onunla gidip geleceğim… Okuldan kaynaklanan bir fotoğraf merakım var. Yardımcı branşım fotoğrafçılıktı. Makinelerim var, onlarla kendime göre fırsat buldukça çalışıyorum. Canon 350 D dijital makine kullanıyorum. Standart objektifinin yanı sıra 28-300 ayrı bir objektifi var. Doğayı yakından izleyebileceğim bir yerde oturuyorum; bahçedeki kırmızı erik ağacının ilk patladığı anı çektim mesela, her gün sabahları bunları çekeceğim. Bakalım kademe kademe ne olacak?
Ajans çalışanlarının işin üretim ayağını bilmesi gerekli midir?
80’lerin ikinci yarısından günümüze kadar teknoloji delice ilerliyor. Dehşet bir teknoloji… Bu süreci tam ortasında yaşadım. Mezun olduğum Eskişehir Güzel Sanatlar Fakültesi teknik konusunda iyi bir okuldur. Fotoğraf baskısından serigrafiye kadar her işi bire bir yaptık. Ben zaten o okula girmeden önce de bu sektörde olduğum için birçok şeyi biliyordum… Yazıları Taksim’e dizgiciye götürüp, dizdirip birkaç gün sonra alıp letraset eksiklerini tamamlayıp bütün süreci yaşamış bir insanım. İşin teknik kısmını bilmek bir ajans ya da kreatif bir insan çok önemli bir nokta. Bu işin tekniğini çok iyi ya da en azından biraz bilmeyen biri kreatif olarak da çok zorlanır. Evet bir reklam yazarının çok iyi bilmesine gerek olmayabilir ama reklam yazarı bile bir fikir önerecekse işin tekniğiyle ilgili bilgi sahibi olmasında hiçbir sakınca yok.
Neyi nasıl isteyeceğini bilmek bir avantaja dönüşüyor mu?
Tabii kesinlikle. Ama bu arada işin üretim ayağında bence matbaaya da inisiyatif bırakılmalı.
Ekibiniz de bu şartlarda mı çalışıyor?
Grafiker ya da art direktörler matbaadaki insanın ne düşündüğünü çok iyi anlamalı, oradaki ustanın bu işe nasıl bakacağını biraz olsun bilmeli. Oradaki insanın o koca devasa makineyi kullanan insanın bu işe nasıl baktığını biraz olsun bilmekte hiçbir zarar yok. Ayrıca bilgi iyidir de. Birkaç saat mesai yapacaksın, öğreneceksin hiçbir şey kaybetmezsin.

Matbaa ile ilişkilerinizde bu tavrınızı nasıl yansıtıyorsunuz?
Hiç olmazsa bir işi matbaaya gönderirken tarif edersin… Üzerine “fiurada şöyle şöyle sorunlar çıkabilir” notu eklersin… Buradaki notu işi gönderirken düşersen hazırlıklı olursun, bir sürprizle karşılaşmazsın. Aksi halde matbaadaki adam “Bana ajanstan bir doküman geldi, ben bunu 100 bin adet basıyorum” derse onu suçlayamazsın… Oysa akıllı bir kreatif, işin üzerine kuşkusuna dair not düşer.

Sorumluluğu transfer etmek değil mi bu?
Hayır, bu sorumluluğu paylaşmak demektir. Eskisi gibi prova alıyor olsak farklı olurdu.. Fakat bilgisayar teknolojisi o kadar ilerledi ki şimdi artık Photoshop’u açtığınız zaman yüzde değerlerini görüyorsunuz… Yüzde değerlerini çok iyi bilirim, ben mesela o notu çoğu zaman yazmam. Ama burada her işi de kendim göndermediğim için arkadaşlara “Emin olmayın, bir kuşkunuz varsa matbaayla paylaşın” diyorum… Mesela siz yüzde 10 değerleriyle hazırlayıp gönderdiniz; yüzde 10 senin ekrandaki rengin aslında. Her iş baskıda matbaalarda yüzde 5-7 oranında koyulaşır. Bir de ekran renkleri RGB modundadır, ışık renklerinden oluşur. Oysa baskı renkleri boya renkleridir. Orada gördüğün rengin aynısını bulmak mümkün değil.
Matbaadan işlerinizle ilgili uyarı geldiğinde değerlendiriyor musunuz?
Geçen gün Mega’dan gelip ekranları kalibre ettiler ama ne kadar kalibre etseler sen onun yüzde değerlerine bakacaksın. O yüzden bir endişe varsa prova al; almıyorsan matbaaya bunu bildir. Çünkü oradaki usta bu işi her gün yapıyor sen ise her gün aynı işi göndermiyorsun. Bu noktada nasıl ki müşterim benim sözüme değer veriyorsa ben de matbaanın yönlendirmesini kabul etmeliyim…
Müşteri, ajans, matbaa üçgeni önemli yani.
Müşteriler bize neyi nasıl satmaları gerektiğini söylüyor… Biz de onlara diyoruz ki “Bunu şu yolla yaparsak daha iyi satarız”. Onlar bize güvenip fikrimizi soruyor… Aynı şekilde matbaa da öyle… Bir işi gönderirken oradaki ustaların görgüsünden faydalanmayacaksak eğer, niye onlarla çalışalım ki…   SUZUKİ TÜRKİYE, KOLONİ’YLE BÜYÜDÜ 2002’de kurulan Koloni Reklam’ın müşterileri arasında dermatoloji dalında uzman olan Fransız şirketi Galderma ve Danone yer alıyor. En önemli müşterilerinden biri ise Suzuki. Türkiye Suzuki 2005’ten 2007 sonu arasında yüzde 200 büyüme, markalarından biri olan Grand Vitara’da da yüzde 75’lik büyüme sağladı. Bu da Koloni’nin performansının en büyük göstergesi. Eğitim alanında da Ankara Odalar ve Borsalar Birliği Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) Koloni ile çalışmayı tercih eden kurumlar arasında. Ajansın tüm müşteri porföyüne www.kolonireklam.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Röportaj: Serdar Erbaş