Pasifik Ofset | Hoşgörmek, Sevmek ve Sevilmek
286
post-template-default,single,single-post,postid-286,single-format-standard,edgt-cpt-1.0.2,ajax_fade,page_not_loaded,,homa-ver-2.1, vertical_menu_with_scroll,smooth_scroll,blog_installed,wpb-js-composer js-comp-ver-5.2.1,vc_responsive

Hoşgörmek, Sevmek ve Sevilmek

En farklı renkler, en çeşitli şeyler dünyamızda en uyumlu şekilde bir aradayken, biz insanlar uyumlu bir şekilde yaşamanın ne kadar önemli olduğunu, nasıl unutabiliriz? Nasıl da tek renkli, tek şekilli, tek görüşlü ve tek davranış biçimli bir dünya yaratmak istiyoruz kendimize?

 
Renklerle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Gök kubbe dediğimiz bir maviliğin altında, doğa mevsimler değiştikçe bize renklerin tüm çeşitlerini ve güzelliklerini sunuyor. Çoğu zaman farkında olmadan,bir teknoloji harikası olduğu kadar bir sanat harikası da olan dünyamızda tarifsiz bir güzelliğin içinde yaşıyoruz.
Üzülüyoruz yine de bazen, hatta ümitsizliğe bile kapılıyoruz. Rengârenk güzellikler içindeki dünyamızda tek bir renge tek bir şekle bürünüyoruz sanki.Ruhumuzu karartıyoruz. Niye? İstediğimiz, beklediğimiz, hoşumuza gidecek şeyleri bulamadığımız veya elde edemediğimiz zamanlarda oluyor bu durumumuz,değil mi? Çoğu zaman en yakınlarımızla anlaşamaz duruma girebiliyoruz. Onlar bize istediğimiz, beklediğimiz şekilde davranmıyor diye dünyamızı karartıyoruz. Ya biz? Biz onlara nasıl davranıyoruz? Ailemiz, dostlarımız, iş arkadaşlarımız için ve hatta en çok sevdiğimiz insan için bile, bu durumu biz yaratmış olamaz mıyız? Yani başarılı olacak yerde başarısızlıkla, mutlu olacak yerde mutsuzlukla baş başa kalmışsak, bunun nedeni biz olamaz mıyız?
Varlığımızı ispatlamak, yani fark edilmek en büyük ihtiyaçlarımızdan biridir. Bunu tek başımıza başaramadığımızda içimize kapanır ya da çoğu zaman gruplaşırız. Gruplaşmak kendi içinde bir gücü oluştururken,farklı gruplarla da karşı karşıya gelmek demektir. Bazen bir futbol takımı fanatiği olabileceğimiz gibi, bazen de vatan, millet ve hatta din konusunda aşırı uçlarda gruplaşabiliriz. Çoğu zaman bu gruplaşmalar, aynı grup içinde olanların arasındaki anlayış, hoşgörü ve uyumun aksine, karşılarındakileri anlamamaya, hor görmeye ve hatta çatışmalara neden olabilir. Hiç farkında olmadan ille de kendimiz gibi olan insanlarla birlikte olmak ve sadece onlarla iş yapmak gibi bir kalıplaşmanın ve körlüğün içine gireriz. O zaman da, kendi varlığımızı ispatlamaya çalışırken karşımızdakilerin varlıklarını çiğneyerek, hor görerek en azından onların görüş ve davranışlarına saygısızlık ederek, toplumda huzursuzluğa ve mutsuzluğa neden olabiliyoruz.
FARKLILIKLARIMIZA RAĞMEN
En farklı renkler, en çeşitli şeyler dünyamızda en uyumlu şekilde bir aradayken, biz insanlar uyumlu bir şekilde yaşamanın ne kadar önemli olduğunu, nasıl unutabiliriz? Nasıl da tek renkli, tek şekilli, tek görüşlü ve tek davranış biçimli bir dünya yaratmak istiyoruz kendimize? Üstelik Allah bize “İsteseydim sizi tek kavim, tek millet olarak yaratırdım”  demesine rağmen. Üstelik de birbirimize görünüş olarak ne kadar çok benzesek bile, hiçbirimizin birbirimize benzemediğini, parmak izlerimiz gibi farklı olduğumuzu bilmemize rağmen.
Yaratana, dinlerin bize öğrettiklerine rağmen,hani derler ya “Kraldan fazla kralcı olmak” gibi, “Bizim gibi düşünmüyorlar, bizim gibi davranmıyorlar” diye, başkalarını suçlamak ve hatta onlara saldırmak bize ne kazandırır? Bir an için kendimizi suçladıklarımızın yerine koyalım ve düşünelim. Kendi varlığımızın ve bağımsızlığımızın, birbirimize olan karşılıklı bağımlılıkla mümkün olduğunu anlayarak,birbirimize sevgiyle ve hoşgörüyle yaklaşalım. Bütün farklılıklarımıza rağmen birbirimizi incitmeden yaşamanın yollarını arayalım.
PAYLAŞMAYI BİLMEK
Dünyamızda herkese yetecek kadar her şey var… Araştırma, geliştirme ve üretim konularında önde olanlar bu nimetlerden daha çok yararlanırken, yüzyıllar önceki kısır bir bakış açısı ve alışkanlıklarından kurtulamayanlarsa, bu nimetlerden yeterince yararlanamamakta. Üstelik bu insanlar kendilerine oldukları kadar, dünyaya da yabancılaşmaktalar. Hayatla bütünleşen, yani teknoloji, sanat ve felsefe konularında günümüzün koşullarına göre sürekli gelişmeye açık olanlar ve sonuçlarını adil bir şekilde paylaşanlarsa, daha çok hoşgörüye sahip olanlar ve sevgiyi daha çok paylaşmasını bilenlerdir.
En sıradan bir insan bile, tıpkı doğadaki diğer canlılar gibi kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder. Bu durum, bir ailede, bir kurumda, bir toplumda da böyledir. Kendimize başkalarıyla birlikte olmak için, bir menfaat birlikteliği yarattığımız ölçüde başarılı ve mutlu olabiliriz. Bu menfaat birlikteliği içindeki davranışlarımız ise yaşadığımız toplumun ahlâki, hukuki ve dini kuralları içinde kaldığı ölçüde birbirimize olan saygı, sevgi ve hoşgörümüzde yerleşir. Böylece bu temel kurallarla hoşgörü içinde bir arada yaşamak daha kolay olur. Sonuçta başkalarının haklarını çiğnemeden, duygularını incitmeden, kaliteli bir yaşamı paylaşarak yaşamak, ne güzel olur değil mi?
Bunu başarmak bu kadar zor mu? Değil tabii ki.Yeter ki içine girdiğimiz bazı kalıplardan ve önyargılardan çıkarak insanları hangi taraftan olduklarına göre veya makamları ve unvanlarına göre değil onlara bir insan olarak saygı ve sevgiyle yaklaşabilelim. Ve onları anlamak için daha çok çaba harcayalım.
İşte bu noktada size sevgiden biraz daha söz etmek istiyorum ve tabii ki biraz da aşktan. Belirttiğim gibi teknoloji ve sanat harikası bir dünyada yaşıyoruz. Belli ki bizim için hazırlanan bu dünya en yüce sevgi ve aşkla yaratılmış. Gönüllerimize de onu yaratana karşı yüce sevgiyi ve aşkı koyarak. Bir Yunus Emre’nin, bir Mevlana’nın anlatmaya çalıştığı bu sevgi ve bu aşk değil midir bizleri insan yapan? Gönlümüzde bu sevgi ve bu aşk olmasa, bizi yaratana olan borcumuzu başka nasıl ödeyebiliriz ki?
Yalnız Yaratan’a karşı mı? Ya birbirimize karşı olan sevgimiz ve en çok sevdiğimiz bir insana karşı duyduğumuz aşk olmasa, yaşam bu kadar güzel olur muydu? Bu sevgiden ve aşktan mahrum olan bazı insanlar değil midir, başkalarını hoş görmeyen ve dünyamızda çatışmalara neden olanlar? Sevgi insanı olgunlaştırır, yüceltir, insan yapar.
İLK ADIM: SEVGİYLE YAKLAŞMAK
Albert Einstein’ın bir sözünü hatırlatmak istiyorum “Karşılaştığımız önemli sorunlar, onları yarattığımız zamanki düşünce düzeyiyle çözümlenemez” yani kendimizi geliştirmeden, başkalarıyla ilişkilerimizi geliştirmeye çalışmak boşuna gayrettir. Görüş ve inanışlarımız ne olursa olsun, başarılı olmak, fark edilmek ve mutlu olmak istiyorsak işe önce kendimizden başlamalıyız. Bunun için de insanlara sevgiyle ve hoşgörüyle yaklaşmak ilk adım olabilir.Daha çok sevdiğimiz ölçüde daha çok sevilmeyi hak edebiliriz ancak.
O zaman sevgiyle yaratılmış dünyamızda daha çok insanca yaşamaya da hakkımız olur. Hatta sevdiklerimizden özel birini herkesten daha çok severek ve ona aşık olarak, yaşamdaki mutluluğumuzu daha da artırabiliriz.
Şunu unutmayalım ki, çoğu zaman yeterince para kazanmamanın, kabul görmemenin, başarısız olmanın ve hatta zorluklar içinde yaşamanın her zaman bir tesellisi olabilir. Fakat hoş görmeyen ve horlanan, sevmeyen ve sevilmeyen bir insan olmanın, hiçbir tesellisi olamaz.
 

— Hünalp Sabit